Romanya Yolculuğu – Bükreş’ten Bran’a

Romanya Yolculuğu – Bükreş’ten Bran’a
12 Kas 2015

Bükreş’e kadar uzun bir yol gittik. Uzun ve biraz da sıkıcı bir yol.

Motosikletle yolculuk yapmak, Bükreş’ten sonra anlamlı hale geliyor. Artık dağlara, Karpatlar’a çıkıyoruz!

Sabah erken saatte kalkıp kahvaltımızı yaptık ve motorlarımızı hazırladık. Bankaya uğrayıp paramızın bir bölümünü lei’ye çevirme işimiz tahmin ettiğimizden uzun sürdü. Bu yüzden yaklaşık yarım saat vakit kaybettik. Siz siz olun, böyle işleri yola çıkacağınız güne bırakmayın.

Kent merkezinden uzaklaştıkça Bükreş’in tahmin ettiğimizden de büyük bir kent olduğunu gördük. Trafik de bir sorun olmaya devam etti. Bükreş’e kuzeyden bağlanan yol aynı zamanda Romanya’nın en işlek yollarından biri olduğu için uzun süre tırların arasında motor kullanmak zorunda kaldık. Sonrasında trafik azaldı.

İlk hedefimiz Uniera tuz madeniydi. 210 metre derinliğinde bulunan bu tuz madeni devasa boyuttaki galerileriyle Avrupa’nın en büyük tuz madeni. Madenin içinde tuz kayalarından oyulmuş heykeller, çalışanların ibadetlerini yapabilmeleri için şapeller bulunuyor.

GPS sayesinde tuz madeninin kapısına kadar gittik. Ancak bizi kötü bir sürpriz bekliyordu. Tuz madeni pazartesi günleri kapalıymış. Madenin dışında kısa bir mola verip devam etmek zorunda kaldık.

Maden içeriden böyle gözüküyormuş:

salina-targu-ocna-icar-tours

Madenden ayrıldıktan sonra yollar hafiften virajlı hale gelmeye başladı. Ancak tır trafiği problemimiz yeniden hortladı.

İkinci durağımız Cheia geçidiydi. Cheia geçidi, gerçek Romanya yollarının bizim için başlangıç noktasıydı. Ancak tır trafiği sorunu geçidin ilk birkaç kilometresini bizim için kabusa dönüştürdü. Tırlardan oluşan konvoyların arasında kaldık. Yol çok virajlı ve dar olduğu için sollama yapmak neredeyse imkânsızdı. Neyse ki tır şoförleri insaflı çıktı. Sık sık bize yol verdiler ve önlerine geçmemizi sağladılar. Ayrıca yola kask interkomlarıyla çıkmanın faydasını burada hissettik. Birimiz önden çıkıp araç durumunu kontrol ediyor, arkadakine yolun güvenli olup olmadığını haber veriyordu.

Cheia geçidi bölgesinde virajların tadını alabilmek için birkaç kez tır konvoylarının geçmesine izin vermek için mola verdik. Oldukça sıkıntılıydı tüm o güzel virajları 20-30 km hızla geçmek zorunda olmak.

En sonunda bir yerden sonra tüm tırları geçmeyi başardık:)

Tırlardan kurtulduktan sonra yol gerçekten güzelleşmeye başladı. Önümüzdeki günlerde bizi nelerin beklediği konusunda da fikir sahibi olduk.

Gün sonundaki hedefimiz, Kont Drakula’nın kalesinin bulunduğu Bran kasabasında konaklamaktı. Bran’a ulaşmadan önce de yolda ziyaret edilmesi gereken Braşov vardı.

Saat 6 gibi Braşov’a vardık. Bran’ın Braşov’a olan uzaklığı da sadece 30km olunca bari biraz kenti gezelim, akşam yemeğimizi de burada yiyelim diye düşündük. İyi ki de böyle düşünmüşüz.

Braşov, tahmin ettiğimizden güzel bir yer çıktı.

222239820_3fe4dfd6e0_o

Kent merkezine varır varmaz motorlarımızı park ettik. Bu sırada Kutlu, gördüğü bir kilisenin fotoğraflarını çekmeye gitti. Ben de Foursquare’den iyi bir restoran aramaya giriştim. Bu sırada eski bir Volkswagen minibüs korna çalarak yanımdan geçti. Minibüsün şoförü de neredeyse beline kadar camdan sarkıp bana “selamın aleyküm abiiii” diye bağırıyordu.

“Hadi bakalım” dedim kendi kendime. Selamına cevap verdim. Romanya’da genel olarak Türkler’den uzak durmaya çalışıyorduk ama bu sefer 34 plakalı motorlarımızın önünde pek gizlenmeye imkânımız yoktu. “Dur ben şu çocukları bırakayım, geliyorum yanına” dedi şoför. Sonra gördüm ki minibüsün içi çocuk dolu.

Adam minibüsünü biraz ileriye park etti. Çocukların hepsini indirdi ve onları yolun karşısındaki çocuk parkına bıraktı. Sonra da yanıma geldi.

Adı Mustafa’ymış. 35-36 yaşlarında, yarı hippi görünümlü orta boylarda tıknaz bir adam. Yaklaşık 10 yıl önce gelmiş buralara İstanbul’dan. Burada da bir yandan kamping işletiyormuş, bir yandan da bir kreşte şoförlük yapıyormuş. Klasik nereden geliyorsunuz, nereye gidiyorsunuz muhabbeti yaparken Kutlu da yanımıza geldi.

Elemanı nasıl başımızdan savarız diye düşünürken Kutlu nerede yemek yiyebileceğimizi sordu. Mustafa bize bir yer tavsiye etti ve sonunda “Abi oraya gidin. Bizim Türkler pek gitmez oraya rahat edersiniz.” dedi. O anda adamımızı bulduğumuzu anladık.

Mustafa bize motorları park edebileceğimiz bir yer de gösterdi. Motorları ve ekipmanları bıraktık. Yürümeye başladık.

Mustafa bize Sergina adında bir restoran önermişti.

zA6425Az56_sergianaz

Restorana merdivenlerle yer altına inilerek ulaşılıyor. Başta restoranın atmosferi insana kasvetli geliyor. Ama yaz sıcağında içerinin serinliği çok güzel.

Masamıza oturur oturmaz siparişlerimiz alındı. Birer geleneksel Romen yemeği sipariş ettik. Romanya’da dışarıda geleneksel bir şeyler yemek gerçekten büyük sıkıntı. Biz genellikle İtalyan mutfağı ağırlıklı restoranlara gitmek zorunda kaldık. Ancak burada aradığımız yemekleri bulduk.

Siparişlerimiz alındıktan sonra biraz kruton biraz da etten oluşan bir aperatif geldi. Kruton dediysem de gelen şey tam olarak kruton değildi. Ne olduğunu bilemiyorum ama lezzeti inanılmazdı.

Sonrasında yemeklerimiz geldi. Yemekler çok lezzetliydi. Servis de şahaneydi. Yemeklerle birlikte birer Ursus içtik ve en sonunda Türk Lirası’yla toplam sadece elli lira gibi çok komik bir hesap ödeyerek mekândan ayrıldık.

Karnımızı da doyurduktan sonra şehri gezmeye başladık. Şehrin mimarisini gördükçe, artık Romanya’nın farklı bir bölgesinde olduğumuz hissine kapıldık.

6181279809_e86e8cd95d_b

Romanya’nın bu bölgesi uzun süre Avusturya – Macaristan İmparatorluğu etkisi altında kalmış. Bu yüzden mimari ve hayat tarzı ülkenin güneyine göre farklı. Bölgenin daha fazla “germen” havası var.

Yemeğimizi yedik, gezdik, dolaştık ve Braşov’dan Bran’a doğru yola çıktık.

Kısa bir sürüşün ardından Bran’da kalacağımız pansiyona vardık. Pansiyon diyorum, gidene kadar buranın bir pansiyon olduğunu zannediyorduk çünkü. Meğerse rezervasyon yaptırdığımız yer bir evmiş.

Ev ama ne ev!

Bükreş’li bir çift, oldukça büyük olan evlerinin odalarını kiraya veriyorlarmış. Biz de şansımıza o gece orada kalan tek odaydık.

Odamızın güzel bir manzarası vardı ve birer İstanbullu olarak belki de yıllar sonra o gece gökyüzünde yıldızları tüm berraklığıyla gördük. Tripodumuz ve uzun pozlama yapabilen bir makinemiz olmadığından bu manzaranın fotoğrafını çekemedik. Tüm gezi boyunca kaçırdığımız en güzel fotoğraf buydu bence.

Birkaç yorgunluk birasından sonra uyuduk. Yarın büyük bir gün bizi bekliyordu.

Yorum

yorum

Share

Baris Bakir