İtalya Yolculuğu: Sofya

İtalya Yolculuğu: Sofya
17 Mar 2015

Motorculukta bir sıfat vardır: Tatsumo… Yani Tatsu motorcusu.

Ben bir tatsumo değilim. Yaz – kış motosiklet kullanıyorum. Ama ne yalan söyleyeyim, yağmurlu havalarda motor kullanmaktan pek haz etmiyorum. Aynı şey yolculuklar için de geçerli.

Bu yüzden Sofya’daki ilk günümde çok şanslıydım. İnanılmaz güzellikte bir havaya uyandım.

Kahvaltımı yaptıktan sonra hemen kendimi dışarı attım.

İlk durağım Sveta Nedelya Kilisesi oldu.

sofya

Kilise eski gibi gözükse de 1950’li yıllarda yapılmış.Kilisenin yerinde daha önce başka kiliseler kurulmuş. Kilisede Sırp kral II. Stephan Urosh’un mezarı bulunuyor.

Kiliseyi ziyaret ettiğim sırada bir vaftiz töreni vardı. Hayatımda ilk defa bir vaftiz töreni görmüş oldum.

vaftiz

Sonraki durağım St. George Rotunda oldu. Başkanlık binasının avlusuna gizlenmiş bu kilise ve etrafındaki kalıntılar görülmeye değer. St. George kilisesi Doğu Avrupa’nın en eski Ortodoks kilisesi.

rotunda

Aslında Rotunda’dan önce Largo bölgesinden bahsetmem lazım. Burası 1950’li yıllarda yapılmış Stalinist binalardan oluşan bir kompleks. Kompleksin içinde eski Komünist Parti’nin binası da bulunuyor. Bugün bu binalar, farklı devlet kurumları tarafından kullanılıyor

largo

Largo’dan sonraki durağım Banyabaşı Camii oldu.Bu cami 16. yüzyılda yapılmış ve Mimar Sinan tarafından tasarlanmış. Cami bugün Sofya’da ibadete açık tek cami. Bulgaristan’daki ırkçı grupların hedefinde olan cami bugüne kadar gelmeyi başarmış.

Camiye girişim biraz ilginç oldu. Cami kapısına yaklaşırken kapıdaki 16-17 yaşlarında, camide çalıştığını tahmin ettiğim genç çocuk, uzun saçımdan, küpemden ve kolumdaki dövmeden olsa gerek beni bir batılı turist zannetti. “No shoes” diyerek beni uyardı. “I know, I’m muslim” diye cevap verdim. O bana şaşkın şaşkın bakarken “Türk müsün?” diye sordum. “Evet ağbi.” diye cevap verdi. Okuldan artan zamanda caminin getir götür işlerini yapıyormuş. Caminin yaklaşık 1000 kişilik de bir cemaati varmış.

14664963419_e23d55f7eb_k

Caminin hemen yanında terk edilmiş durumda olan hamamlar bulunuyor. Eski bir Osmanlı hamamı üzerine Ortodoks mimari stiliyle yeniden yapılan hamam 1986 yılında yıkılma tehlikesi olduğu için kapatılmış. Ben hamamı ziyaret ettiğimde restorasyon olduğu için sadece dışarıdan bakabildim. Restorasyonun yakında biteceği ve binanın Sofya Müzesi’ne ev sahipliği yapacağı söyleniyor.

4823766525_86a80f5577_b

 

Bu kadar yürümenin ardından bir kahve molasını hakettim. Elimdeki turist haritasından büyükçe bir park seçtim. Şansıma parkın içinde birkaç café vardı. Bu cafélerden birine oturdum. Pazar günü olması nedeniyle kentte birçok düğün töreni vardı. Parkta fotoğraf çektiren bir çift vardı. Çiftin yanında da bakın ne vardı…

Not: Videoyu açmadan önce bilgisayarınızın sesini kısın. Öndeki havuz fena gürültü yapmış.

 

Parkın hemen arkasında Ivan Vazov Ulusal Tiyatrosu vardı. Tiyatro ilk oyun 1907 yılında sahnelenmiş. Tiyatro Bulgaristan’ın en önemli romancı, oyun yazarı ve şairlerinden olan Ivan Vazov’un adını taşıyor. Tiyatro kültürümün pek iyi olduğunu söyleyemem. Ama bu bina hoşuma gitti ve önünde ufak bir mola verdim.

15007575712_cee52986f1_k

 

Tiyatronun önünde biraz vakit geçirdikten sonra sokaklarda dolanmaya başladım. Üstünde küçük bir pazarın kurulduğu, ikinci el kitapların ve bilumum eşyanın satıldığı, üzerinden eski tramvayların geçtiği güzel bir caddeye rastladım.

IMG_20140831_134728

Balkanlar’daki bu kontrast benim için hep ilgi çekici. Ana caddelerin şaşalı modern görüntüsü, bir arka sokağa geçince hemen değişiyor. Hemen komünist dönemin izlerini görmek mümkün hale geliyor.

Bu cadde üstünde biraz yürüdükten sonra midemin çağrısını dinledim ve yemek yemek için bir yer buldum. Otantik bir yer arama konusunda pek istekli olmadığımdan bahsetmeye değmeyecek bir yemek yedim.

Yemekten sonraki hedefim, Sofya’nın en önemli yapısı sayılabilecek Alexandar Nevski Katedrali’ydi.

Yapının en dikkat çekici özelliği altın kaplama kubbesi. Bu kubbeye 12 çan eşlik ediyor. Katedral 1882 – 1912 yılları arasında yapılmış ve katedrale Rus prensi ve savaş kahramanı Alexandar Nevski’nin adı verilmiş. Katedral Osmanlı – Rus savaşında ölen Bulgar askerlerine adanmış.

IMG_20140831_142549

Katedralin ismi kısa bir süre için Bulgarlar ve Ruslar I. Dünya Savaşı’nda ayrı saflarda yer alınca değiştirilmiş.

Katedrali ziyaret ettiğim sırada bir Türk turist grubu da katedrali ziyaret ediyordu. Böyle Türk gruplara rastladığımda her seferinde kendimi garip hissediyorum. Genellikle ben ziyaret ettiğim yerlere uzun yolculuklar sonunda karadan gelmiş oluyorum. Onlar ise uçakla. Birkaç saat içinde hooop, buradalar. Yolun kıymetini biliyorlar mı gerçekten… Bilmiyorum. Ama yine de, buralara kadar gelmiş olmaları güzel.

Katedralin içini de gezdikten sonra önceki günün yorgunluğunu daha fazla hissetmeye başladım. Elimdeki turist haritasından birkaç yer daha gördükten sonra plansız programsız sokaklarda gezinmeye başladım. Banklarda mola verdim. İnsanları seyrettim.

Yavaş yavaş otelime geri dönmeye, biraz dinlendikten sonra akşam tekrar dışarı çıkmaya karar verdim. Otele dönerken, yorgunluğuma inat hiçbir araç kullanmadım. Bu sayede Vitoşa Bulvarı’nı keşfettim.

Vitoşa Bulvarı Sofya’nın en önemli caddelerinden biriymiş. Bunu oraya gittiğimde öğrendim. Üstüne sayısız café ve restorant var. Pazar günü olması ve havanın güzel olması nedeniyle de cadde çok kalabalıktı. Akşam yemeğimi burada yemeye karar verdim.

Otele döndüm, biraz kestirdim, duşumu aldım ve Vitoşa Bulvarı’na geri döndüm.

vtosha

Akşam yemeği yemek için Foursquare’e güvenip bir yere oturdum. Açlıkta ölüyordum ve yemeğim yarım saatte geldi. Foursquare’de o puanları veren herkese selamlarımı ilettim.

Yemekten sonra biraz Sofya’nın gece hayatına karışmak gibi bir niyetim vardı. Foursquare’e bir şans daha verdim ve bu sefer Foursquare başarılı oldu.

Orisha adında küçük bir bara gittim. Pazar günü olmasından mütevellit, bar pek bir sakindi. İçeride sadece doğumgünü kutlaması yapan bir grup vardı.

Gidip bara oturdum. Doğu Avrupa’da alkol sudan ucuz olduğu için havalı kokteyllerden birini söyledim. Bardaki tek yabancı bendim.

Kokteyli hazırlayan barmaid’in acemi hareketleri dikkatimi çekti. Kokteylin tarifine bir defterden bakıyordu. Ona laf attım: “Kopya mı çekiyorsun?”

Bu sayede Marijka ile tanışmış oldum. İşe yeni başladığı için kokteyl tariflerini henüz ezberleyememiş.

Marijka ile bir süre küçük küçük atıştıktan sonra Marijka yarıladığım kokteylime biraz daha vodka ekledi ve tezgahın altından tütün kesesini çıkardı: “Hadi çıkıp sigara içelim.”

Sofya Üniversitesi’nde gazetecilik okuyormuş. Bir yandan da çalışıyormuş. Kendi dairesine çıkmaya uğraşıyormuş.

Ben de iletişim sektöründe çalışıyorum ve ben de bir iletişim fakültesinden mezun oldum. Biraz sektörden, biraz şundan bundan konuştuk Marijka’yla.

Daha sonra Marijka bana “Aslında müşterilerle bu kadar samimi olmamaya çalışıyorum. Ne olacağı belli olmuyor. Ama bu akşam kapıdan gülümseyen bir suratla giren tek müşteri sen olduğun için seninle konuşmak istedim.” dedi.

Onu gayet iyi anladığım söyledim. Çünkü bu tarz yerlerde çalışan kadınların karşı karşıya kaldıkları durumları gayet yakından biliyorum. Türkiye ya da Bulgaristan. Hiç fark etmiyormuş.

Marijka’yla bu güzel sohbetin ardından otelime döndüm. Ertesi sabah Belgrad’a giden yol beni bekliyordu.

 

 

 

 

 

Yorum

yorum

Share

Baris Bakir